Ana Sayfa > Güncele Alevi Bakışı > Av. Birliğine Alevi Bakışı > AB Yazısı Eleştirileri 3

                   AB Yazısı Eleştirileri 3

 Odkan ERDENAY

        Öncelikle yazıma göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkür ediyorum. Eleştiren, değerlendiren ve görüş bildirme zahmetinde bulunan herkese saygılar.
Eleştirilere gelince;

    BAKIŞ–1 DÜZELTME başlığı altında  “Alevilerle ilgili AB raporunda ‘Aleviler azınlıktır’ şeklindeki ifade yapılan yoğun itirazlar sonucunda 17.Aralık 2004 tarihinde rapordan çıkarılmıştır. Edindiğimiz şifai bilgilere göre AB raportörleri hazırlık aşamasında Diyanet işleri başkanlığına ‘Alevilerin kimler olduğunu sormuş’ yanıt olarak ta ‘Müslümanlığın kurallarına uymayan küçük bir azınlık’ cevabı üzerine raporda bu ifade kullanılmıştır.  (Alevisesi sitesi  dış haberler servisi)” denilmektedir.
Bu bilgi doğru değildir. Belirtildiği gibi “şifai”dir. Ben makalemi yazarken AKP’nin internet sitesinden indirdim İlerleme raporunu. Şimdi ise aynı rapor, Devlet Planlama Teşkilatının internet sayfasında ekutup.dpt.gov.tr/ab/uyelik/ilerle04.pdf adresinde var. Orada da, 24. sayfada Alevilerden “Sünnî olmayan Müslüman azınlık” olarak bahsedilmektedir.  İlgilenenler ayrıca bakabilirler.
Abdullah GÜL, gelen tepkiler üzerine bu ifadeyi değiştirmek için büyük mesafe alındığını açıklamış ve ilerleyen günlerde kamuoyuna bu durum “kaldırıldı” diye lanse edilmişti. Bunu da AKP’nin yalancı siyasetinin bir uzantısı olarak görmek lazım.


    YANLIŞ BAKIŞ BAKIŞ–2 başlığı altında “Odkan arkadaşımızın bakışı Alevi bakışından çok Mhp‘li, Kızılelmacı, bürokrat yada hakim sınıftan birisinin bakışı gibi, böyle bir bakış egemenliğini yada sınıfsal çıkarını kaybetme korkusu yada diğer korku ve paranoyalara dayanıyor. Bizler özgürlükçü bir bakışla (Allah (cc) korkusu dışında) tüm korkulardan arınmış şekilde soğukkanlı ve etki altında kalmadan bakabilmeliyiz” denmektedir.
Doğrusu kendi yaşadığı vatanı, toprakları sevmek, onları korumak içgüdüsü ne zamandan beri Kızılelmacılık, MHP’lilik oldu, şaşarım. Yoksa vatan savunması İslamî bir ölçü değil de ben mi yanlış biliyorum. Yoksa Allah’ın kitabında “sizi yurdunuzdan çıkarmak isteyenlerle savaşın” hükmü yer almıyor da, ben mi yanlış hatırlıyorum?
Arkadaşlar, ben hâkim sınıftan değilim. Egemenliğim, sınıfsal çıkarım da yok. Ben ücret karşılığı çalışan bir insanım. Evim, arabam yok; üstelik on milyara yakın bir borcun altında ezilmekteyim.  Ama söz konusu olan ülkemiz, vatanımız. Topyekûn işgal altındayız. Bakın özelleştirme adı altında bütün zenginliklerimiz yabancılara peşkeş çekiliyor. Dün vatan toprağıydı, Bugün Erdemir, yarın Telekom, ertesi gün egemenliğimiz…
Bizim Allah’a iman etmiş, Ehl-i Beyt yoluna gönül bağlamış birisi olduğumuzdan kimsenin şüphesi olmamalıdır. Benim Erenler, Velayet ve Ehl-i Beyt Dünyası dergilerinde yayımlanmış onlarca makalem ve ayrıca “Genel Yapısıyla Alevîlik” adında çıkmış bir kitabım var. Dolayısıyla Allah’tan başka kimseden korkumuz yok. Ama bu tedbirsiz olmamızı, göz göre göre vatanımızı, zenginliğimizi ve bütün değerlerimizi  “tüm korkulardan arınmış şekilde soğukkanlı ve etki altında kalmadan” ecnebilere peşkeş çekmemizi gerektirmiyor.
Ben yapılan eleştirilerden şunu anlıyorum ki, insanlarımız hala olayın vahametinin farkında değil. Bakınız ABD başkanı “Haçlı seferi” başlattık diyerek Afganistan ve Irak’ı işgal etti. Sırada Suriye, İran ve Türkiye var. ABD dışişleri bakanı ise “Büyük Ortadoğu Projesi ile Ortadoğu’da 24 ülkenin sınırları değişecek” dedi. Açık açık. Bu ülkelerin arasında Türkiye’de var. Tayyip ERDOĞAN bu açıklamanın ardından “İnşallah BOP gerçekleşir ve Diyarbakır bu projenin yükselen yıldızı olur” dedi. Bir başka yerde ise “İnşallah Bağdat’la Diyarbakır’ı birleştireceğiz” dedi. Bunları iyi okumak lazım. Birkaç yıldır ABD’de eğitim olarak Türkiye’nin işgal senaryoları veriliyor. Şu anda Irak’ta on binlerce kadın ABD’li askerlerin tecavüzüne uğramış durumda. Her gün onlarca insan ölüyor. Yarın eğer bu işgal senaryoları gerçekleşirse Irak’ta olanlar aynen tekerrür ermeyecek mi?
Kuzey Irak’ta kurulan Sözde Kürt Devleti ilk iş olarak İsrail’i davet etti. Şu an güneydoğumuzda 3000 CİA ve MOSSAD ajanı cirit atıyor. Misyonerler hakeza. Her Allah’ın günü yeni kiliseler açılıyor.
Kısaca sorun İslâm’ın bu topraklardaki bekası ve geleceğimizle ilgilidir; başka şeyle değil.


    ÖNCELİKLİ SORUNUMUZ AB DEĞİL BAKIŞ–3  başlığı altında “Arkadaşlar bizim öncelikli sorunumuz AB değildir. Ama bununla birlikte tabiki her konuya duyarlı olmalıyız, zaten AB’e bugün alıyoruz deseler bile bunun yıllarca süren bir süreç olacağını ve bu süreçte birçok yapısal değişiklikten geçeceğimizi biliyoruz. O halde şimdiden karşı çıkmak mantıklı değil, bekleyelim ve sürecin akışına göre tavır koyalım. Dolayısıyla gündemdeki kısır çekişmelerde yer almak ya da gündeme uymak yerine gündemi biz tayin etmeliyiz. Kendi özel gündemimizle yani Hz. Ali’nin ilkelerinin hayatımıza yön vermesi çabasına yoğunlaşmamız, kafa yormamız daha doğru olmaz mı?”  denmektedir.
Doğrusu bu yazıya bir anlam vermedim. Hem “bekleyelim ve sürecin akışına göre tavır koyalım”  ve hem de “gündemdeki kısır çekişmelerde yer almak ya da gündeme uymak yerine gündemi biz tayin etmeliyiz” denmektedir. Bekleyip, sürecin akışına göre tavır koymakla gündemi tayin etmek arasındaki çelişki nasıl izah edilebilir?
Bugün bizim tek öncelikli gündemimiz Ab değildir, ama Ab konusu önceliklerimiz arasında bulunmalıdır. Çünkü Ab projesi büyük bir değişim projesidir. Alevileri de büyük oranda dönüştürecek ve etkileyecektir. Her şeyden önce Ab projesi bir egemenlik ve toprak, kısaca var olma meselesidir. Bundan dolayı önceliğimiz olmalıdır.
Diğer taraftan “kendi özel gündemimizle yani Hz. Ali’nin ilkelerinin hayatımıza yön vermesi çabasına yoğunlaşmamız, kafa yormamız”  elbette daha doğru olur. Ama ülkenin sorunları ilgilenmek, İslâm’ın ve İslâm toprağının bekası için endişelenmek Hz. Ali’nin gündeminde bulunmamış mıdır? Yoksa İslâm’ın bekası için hakkı olan hilafetten feragat eden Hz. Ali değil de, başka birisi midir?


    İKİ ARADA KALDIK BAKIŞ–4 başlığı altında “İki söz arasındaki mesafeyi iyi tahlil etmeliyiz. Birinci söz: ’Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak’ İkinci söz ‘Zincirlerimizden gayri kırılacak neyimiz var?” denmektedir.
Evet, AB projesi, Alevîler ve Türkiye için pirince gideyim derken, evdeki bulgurdan olmaktır.


    NE FARK EDER? BAKIŞ-5  başlığı altında “Avrupada milyonlarca Alevi yaşıyor ve tıpkı Anadolu Aleviliği saçmalığı gibi neredeyse bir AVRUPA ALEVİLİĞİ saçmalığı oluşturulmak isteniyor. Alevilik evrensel bir değer olduğuna göre hem Avrupalılara hem de oradaki alevilere yardımcı olmamız gerekmez mi? Toprak kaybını ön plana çıkarırken Avrupada yerleşik olmak ve inancımızı gücümüzde oralara da taşımak, en azından küçükte olsa gelecek için iyi bir tohum atsak fena mı olur? Bu iyi bir ütopya değilmi? Endülüste eksik kalanı biz tamamlayalım derim. Ayrıca Avrupa ile Irak, İran, Suriye arasında köprü görevi yaparak ideolojik geçiş sağlamanın neresi kötü? Şahsen fikrim ne AB den ne Asya birliğinden nede başka bir birlikten prensip olarak korkmamalıyız. Korku düşüncenin prangasıdır. Hak ve Batıl mücadelesi esastır ve AB içinde olsak ta olmasak ta ,girsek te  girmesek te alsalar da almasalar da yada başka bir birlikte de olsak mücadele etmek zorundayız, bu temelden bakınca bir şeyin değişmeyeceğini ha birlik içinde ha birlik dışında mücadelenin devam edeceğini görmek ve bu temelde bakarak konuyu fazlada dert etmemek daha doğrudur. (Musa Özateş)” denmektedir.
Doğrusu daha Türkiye’de on milyonlarca Alevî varken, onlara daha doğru dürüst sahip çıkılmazken Avrupa’dakilere sahip çıkma iddiası ne kadar inandırıcı olabilir? Bugün Türkiye’de on tane caferinin olduğu yerde on beş tane grup var. Bunun izahı mümkün değil ve Avrupa’daki Alevilere sahip çıkmak, tohum atmak sağlam temeller üzerine bina edilmemiştir. Olmalı, mutlaka olmalı; ama bu şekilde mümkün değil.
“Endülüste eksik kalanı biz tamamlayalım derim” talebi ise bir temenniden ileri gidemez. Çünkü Avrupa zihniyeti kendi içersinde bir Endülüs’e izin vermez. Bugün İslâm coğrafyasında Hıristiyanlar hala özgürce yaşarken Endülüs, koskoca bir medeniyet Avrupalılar tarafından yok edilmiştir. Dünya’nın herhangi bir noktasında bir Hıristiyan’ın yahut Yahudi’nin burnu kanasa ayaklanan küresel güçler, Bosna’ya müdahale etmek için 400 bin insanın katledilmesini beklemiştir. Irak’ta yüz binden fazla insan ölmüştür. Hala da ölmektedirler. Hz. Ali’nin türbesi kuşatılmış, kurşun sıkılmıştır. Birçok İslâm büyüğünün (Sünnî) mezarları yerle bir edilmiştir. Kur’an’ın üzerine işenmiş, evet düpedüz işenmiş, sayfaları yırtılmış ve karalanmıştır. Böyle bir zihniyet, Endülüs’e izin verir mi, vermez mi? Kararı siz verin.
Denilebilir ki, AB ile ABD farklı şeyler. Ama AB’yi kurdurtan ve yönlendiren güçler ile ABD’yi yöneten güçler aynıdır.
“Hak ve Batıl mücadelesi esastır ve AB içinde olsak ta olmasak ta ,girsek te  girmesek te alsalar da almasalar da yada başka bir birlikte de olsak mücadele etmek zorundayız, bu temelden bakınca bir şeyin değişmeyeceğini ha birlik içinde ha birlik dışında mücadelenin devam edeceğini görmek ve bu temelde bakarak konuyu fazlada dert etmemek daha doğrudur” cümlesini yazan arkadaş bunu bir daha düşünsün.


    İŞÇİLER BİRLEŞİN BAKIŞ –6  başlığı altında “Sloganımız ‘Dünya işçileri birleşin’ temeline dayanmalıdır. Halen tutkulu bir Alevi olarak Avrupa ilericileriyle birleşmeye karşı çıkamam, bu kendimi inkâr olur, ulusalcı bakış  sol ya da sosyalist bakıştan geridir ve sorunları çözmek yerine çözümsüzlük getirir. Fransa ve Hollanda’daki Avrupa birliği anayasasına hayır son oylamasını da böyle görmek gerekiyor.(Bir solcu ve de inadına Alevi)” denmektedir.
Bu arkadaşa bir hatırlatmam olacak. Bir Alevî solcu, bir solcu da Alevî olamaz. Bir kişi ya Aevîdir, ya da solcu…
AB deki kriz ise, zenginlikleri ve geliri küçük bir azınlık tarafından paylaşılmasından kaynaklanıyor. Büyük şirketler, oranın da kanını emiyor. Şimdi ise sıra Türkiye’de; kanımızı emiyorlar ya zaten; iyice emecekler.


    HERŞEY GÜZEL OLACAK BAKIŞ–7   başlığı altında
Bazı yan etkileri var diye getirisinden vaz mı geçelim? Ne getirecek ki diyenlere son birkaç yılki değişikliklere göz atmalarını tavsiye ederim. (Habib Meşe)
Bazı yan etkiler, yukarıdaki cevaplarda ve yazımda belirttiğim kadar büyüktür ve küçümsenecek bir yönü yoktur. Ayrıca getirisi nedir AB’nin?
Son birkaç yıldaki değişikler nelerdir? Misyonerlere daha fazla özgürlük mü? AKP iktidara geldiğinden beri hiçbir misyoner hakkında yasal işlem yapılmamış. Önceden tutuklanır sınır dışı edilirlerdi. Acaba Alevîlerle ilgili ne gibi bir ilerleme var? Var da, ben mi bilmiyorum?


    BAKIŞ-8 başlığı altında    “Olaya toprak kaybedeceğiz, bağımsızlık kaybedeceğiz, bayrak, vatan, din elden gidiyor diye bakamayız. Dünyanın geldiği bu noktada tam bağımsızlığın tanımı yeniden yapılmalıdır. Ülkemiz şu anda yani AB ye girmeden Tam Bağımsız mıdır? Boğazların geçiş hakkını özgürce biz mi düzenliyoruz? İncirlik ve diğer bazı NATO üstleri bizim sayılır mı? Kıta sahanlığında serbest ve rahat mıyız? İthalat ve ihracat kotaları bizim kontrolümüzde mi? Ekonomi ve tarımı biz mi yönetiyoruz? Silah yedek parçalarını vermeseler halimiz nice olur? Parmak boyası ithal etmeden seçim bile yapamadığımızı, para basamadığımızı görmüyor musunuz?
Biz Aleviler çağa ve gelişmelere küçük çıkarlarını düşünen gruplar gibi bakamayız, bakmamalıyız. Bakacaksak bile öncelikle Can ve Mal güvenliğimiz nasıl olacak? Haberleşme, eğitim ve öğretim özgürlüğümüz ne olacak? Sosyal güvenlik ne olacak? Soruları öncelik vermeliyiz. Bu açıdan düşünürsek A Birliği üyelerindeki gelişmeler mi, yoksa bizdeki durum mu daha ileri? Bir düşünün bakalım.
Beyefendinin Binlerce faili meçhulden haberi yok galiba? İşsizliğin tavan yaptığını, ekonominin tarım ve hayvancılığın dip yaptığından da haberi yok. Tuzu kurular için mesele yok şu bilinmeli ki en kötü şartlar bile sunulsa ‘Denize düşen yılana sarılır’ ya boğulur ya da yılan sayesinde yaşar, hepsi bu. (Aydın Yamaç)” denmektedir.
Aydın arkadaşın yaptığı eleştirilere katılmamak mümkün değil. Bunların biz de farkındayız. Tam bağımsızlık ve güçlü bir ülke istiyoruz. Ama bir egemenliği dolaylı yollardan paylaşmak var, bir de doğrudan devretmek var. İkisi de bize göre kötü. Ama doğrudan devretmek daha tehlikelidir. Verdiğimiz şeyi alamamak tehlikesi de var.
Biz yazımızın sonunda aynı yönde eleştirileri yöneltmiş, ancak hakkımızı ancak kendimizin alacağını belirtmiştik.


    NE KAYBEDERİZ Kİ? BAKIŞ-9-  başlığı altında  “Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri toplamında  daha Hz. Ali’nin namazını bile öğretememiş ve öğrenememişken neyin telaşına düşüyoruz anlamıyorum. (Hasan Al)” denmektedir.
Hasan arkadaş bilmiyor galiba. Osmanlılar zamanında Alevîler Hz. Ali gibi namaz kılıyorlardı.  Başta Pir Sultan olmak üzere, birçok Alevî ozan ve şair beş vakit namazdan bahsetmiş ve kılınması gerektiğini belirtmiştir. Hz. Ali’nin namaz kıldığı anımsatılmıştır.
Diğer taraftan Hz. Ali’nin kıldığı namaz ile bizim düştüğümüz telaşın (!) ne ilgisi var? Ben de Hasan arkadaşı anlamadım.


    BEN KORKMUYORUM BAKIŞ–10- başlığı altında   “Biz gerçek Alevileri ulusal TV kanallarına çıkarmıyorlar, basın organlarında yer vermiyorlar, Milli eğitim hizmetlerinde kendi anladığımız dini öğrenemiyoruz, belli makamlara getirilmemek için özel takibat yapılıyor, meclisteki partiler gerçek Aleviye kapalı, dağıtım ve yayınevleri kitaplarımıza ve yazarlarımıza kapalı. Okula yada camiye gönderdiğimiz çocuklarımıza Hanefilik öğreterek asimile ediyorlar bu durumda bizim için Avrupa Birliğine girersek Din elden gidecek diye bir tehlike yok. Yada içinde bulunduğumuz şartlardan daha da kötü olacak değil ya? (Hüseyin Aymazcan)” denmektedir.
Şu konu iyi anlaşılmamış herhalde. Ben Ab’ye bizi almayacaklar diyorum. Bir sürü taviz koparıp ülkemizi, toprağımızı bir günde işgal edilebilecek hale getirecekler. Acaba Endülüs, Bosna, Irak bizden daha iyi halde mi?


    BU DİN HEP VAR OLACAKTIR. BAKIŞ–11- başlığı altında “Bir kişi dinini kendi seçmişse, yani kendi aklıyla,inceleyerek müslüman olmuşsa (Alevi-Şia-Caferi) bu insanın hiristiyan olma ihtimali yoktur.Bu nedenle biz öncelikle cahillikten ve cehaletten kurtulmalıyız.Tebliğimizi,mesajımızı arı-duru-açık vede net yapabilirsek ve imkanlarımızı (Gazete,Tv,Radyo)artırabilirsek kitleleri değil korumak cazibe merkezi haline getirebiliriz.Avrupa insanı da  şu anda susuz ve çaresiz şekilde sahte mutluluklarla yaşamakta ve bir kurtarıcı beklemektedir.Biz O KURTARICIYI tanıyoruz ve O’nun zuhuru için çalışmalıyız.Tabi ki korkmalıyız ama bu bizim atacağımız ileri adımlara engel olmamalıdır.AB ileri bir adımdır ve her ileri adımda tabi ki risk vardır.Ama bu risk alınmadan yol alınamaz.İdeal olmasa da hak,özgürlük ,örgütlülük bakımından bilim,teknik,fen bakımından Avrupa bizden daha ilerdedir ve bunun açıkça görülmesi gerekir. (İbrahim Kanat)” denmektedir.
Zaten benim endişem  “inceleyerek Müslüman olmuş” insanların din değiştirmesinde değil. Arkadaşa yazıyı tekrar okumasını öneririm.


    DOĞAL SÜREÇ SORUNU ÇÖZECEKTİR. BAKIŞ–12-  başlığı altında “Avrupa halkının çoğu bizim AB e girişimize karşı,tuhaftır bizdeki sözüm ona ilericilerde karşı o halde bu sorun uzun yıllar sürecek bir sorun olarak ortada duruyor,bu durumda çokta dert edinmesek daha iyi olacak.Nasıl olsa onlar bizim içimizde bizde onların içinde hızla çoğalıyoruz.Bu doğal ilerleme böyle devam ederse bu konu bir müddet sonra kendiliğinden çözülecektir. (İsmail Aydemir)” denmektedir.
Sadece bir hatırlatma; Onlar parayla, savaşla, tecavüz ve şantajla çoğalıyorlar; biz ise dinimizin mükemmelliği ile.


    ÇELİŞKİLER BUNALTIYOR. BAKIŞ–13-   başlığı altında  “Tuhafıma giden şu:Avrupa birliğine en çok karşı çıkanlar,YÖK’ü kuranlar,Çekiç Güç’ü getirenler,  Natoya girenler, Gladyonun ve susurluğun üzerini kapatanlar,İMF yi başımıza bela edenler gibi....Bu ne anlama geliyor?” denmektedir.
Bunalma ve tuhafına gitmesin değerli kardeşim. “YÖK’ü kuranlar, Çekiç Güç’ü getirenler,  Natoya girenler, Gladyonun ve susurluğun üzerini kapatanlar,İMF yi başımıza bela edenler” bugün AB’ye girmek, ABD’nin  bölgedeki tetikçisi olmak için çaba sarf ediyorlar. Bugün AB’ye karşı çıkanlar, bahsettiğin her konuda tavır koyan insanlardır.


    SEN ÖYLE DİYORSUN AMA BAKIŞ-14    başlığı altında   “Bak arkadaşım sen öyle diyorsun ama avrupalılar sınırlarını açsın ,inan ki 25 milyon kişi hemen bu ülkeyi terk eder,bu ne anlama geliyor bir düşün bakalım ,bizim hassasiyetimizle seninkisi aynı değil,biz ekmek peşinde koşmaktan geçim derdimize çare bulmaktan yorulmuş ve her çareye sarılmışken sen bize Kıbrıs ta tatil yapmaktan bahsediyorsun,(İşsiz Murat ve arkadaşları)” denmektedir.
Arkadaşlara diyeceğim şu. Ben Kıbrıs’ta tatil yapmaktan bahsetmedim. Kıbrıs’ın vatan toprağı olduğundan ve stratejik öneminden bahsettim.  Yazıyı iyi okurlarsa bunu görürler.

AB ye girsekte işsizlik sorunu çözülmeyecek. Zaten ABde işsizlik oranı yüzde 10’nun üzerinde. Sınırlar açılır, göç olursa Sadece ABdeki işgücü ucuzlayacak. Bu da büyük şirketlerin işine gelecek. Az maliyet, çok kâr.